Boğazınıza düğümlenir..

Bazen birisi çıkar karşınıza, tutar sıfırlanırsınız..
Baştan değişir her şey..
Yeni bir soluk..
Yeni bir bahar..

Söylemek istedikleriniz vardır..
Belki de anlatmakla bitiremeyeceğiniz şeyler..
Çoşkuyla, sevinçle, iştahla anlatmak, söylemek istersiniz de, engel vardır.
Söyleyemezsiniz..

Bazen boğazınıza düğümlenir, söyleyemezsiniz. Düğüm büyür de büyür..
Yapabileceğiniz zor da olsa o düğümü yutkunmaktır.
Acıta acıta..
Kanata kanata..
Sızlaya sızlaya..
Kıvrana kıvrana..

Susmak zorunda kalırsınız..
Susmalısınız!
Tek geçer akçe sanki susmaktır..

Belki de şairin dediği gibidir;
“Boğazımda düğümlendi, aşk adına sitemlerim. Hesap mahşerdedir dendi. Giideeeeer, orada beklerim! ”

Susarsınız, susarsınız ve susarsınız.
Sustukça da diğer türlü susarsınız;
Konuşmaya susarsınız, anlatmaya susarsınız, görüşmeye susarsınız..
En vefalı kavram gelir size eşlik eder;
Yalnızlık!

Ne de zordur susmak, susmak zorunda kalmak!
Dilinizin lal olmasından daha beterdir.
Lal olmak daha iyi kalır..

*  *  *

Bir şarkı gelir destursuz içeri girer gibi girer kulaklarınızdan..
Düşüncelerinizi alt üst eder..
Arı kovanına çomak sokar gibi karıştırır duygularınızı..

Dinler de dinlersiniz aynı şarkıyı..
Bir tek o şarkıyla avutmaya çalışırsınız kendinizi..
Dinledikçe daha da kanarsınız şarkıya..

Bazen o şarkının sözleri;
” Elbet birgün kavuşacağız..”  dır..

Bazen de;
“İyiyim ben, hap aynı şeyler işte.. Ne yapsam, ne söylesem, o geç kalmışlık hissi..
Son defa yenilsem sana, hiç anlamasan da. Son defa benim olsan..” dır..

Bazen de;
“Uçurumun kenarındayım Hızır..
Bir dilber kalesinin burcunda..
Bir gamzelik rüzgar yetecek..
Ha itti beni, ha itecek.
Bir tek bakışıyla suyum ısınır..
Güzelliğin zulme çaldığı sınır..”

Dinledikçe kaybolursunuz..
Kayboldukça susarsınız..

*  *  *

Bir zaman sonra uzunca bir dikenli, engebeli, yorucu bir yoldan düz ve ferah bir yola çıkarsınız..
Ohh be! dersiniz, rahatlarsınız..
Bazen de bu yolda değer verdiğiniz insan/lar  size eşlik etmeye başlar..
Yolculuk eşsiz olur, keyfli olur, doyamazsınız hiçbir şeye…
Farkedersiniz çok geçmeden ki; ilerde yol ayrımı vardır.
Ayrılacaktır yolunuz..
Bunu bilip yola daha fazla devam edemeyebilirsiniz..
İştahınız kaçar, hevesiniz kaçar..
Yol ayrımına gelmeden tekrar  o dikenli, engebeli, yorucu yola saparsınız. Sapmak zorunda kalırsınız..
Sizi durduracak tek söz belki de, bu yolda size eşlik edenden/lerden;
“Gitme, dur..” seslenişidir içten, samimi ve de kararlı bir şekilde..

*  *  *

Bitmek bilmeyen geceler vardır..
Bir türlü bitmeyen, bitemeyen..
Bitmesini de istemediğiniz zaten..

…..

Gerçek Ödül!


O üniversiteye gitti. Hem de avukat, doktor, mühendis olmak için değil.
Yıllarca içinden söylediği şarkılarını insanlarla paylaşmak için konservatuvara gitti.
Birinciliği bırakmadı.
Ondan beklenmeyenleri defalarca yaptı.
Sıska bedenine, kıyafetlerine, konuşmasına bakarak ona hep yapamayacaklarını söyleyenlere inat yapamayacaklarını yaptı.

Bugün yüzlerce insanın alkışları arasında , ona hep dışarıdan gözlerle bakan, anlamaktan uzak insanların önünde..
Sahneye çıktığında eline verdikleri plakete, alkışlara sevinmedi, duygulanmadı.
En önde sırada oturan, gecelerini paylaşan, konuşamadığı yıllarda ona ninniler, masallar okuyan köylü annesinin ağlamaklı ama gururlu gözleri, aldığı gerçek ödül oldu.

….

/ Bin Yüz Bir İnsan – sayfa 91

….

2012′ den kötü haberler var!

2012’ den kötü haberler var..
Mail atmış bana; bu söylediklerimi tek tek yaz..
Yaz ki insanlar okusun, arkadaşların okusun, dostların okusun demiş..

Malesef yeni yılda;
Güneş doğudan batıp, batıdan doğmaya başlamayacak..
Güneş ile Ay yer ve görev değiştirmeyecek..
Yalanlar doğruya dönüşmeyecek..
Ölenler kalkıp gelmeyecek..
Kış mevsimi bahara, yaza dönüşmeyecek..
Ayrılıklar sona ermeyecek..
Savaşlar, ölümler sona ermeyecek..
Gece 00.00’ den sonra;
Üzüntüler, hüzünler, acılar birden bire bitmeyecek..
Borçlar silinmeyecek..
Faturalar ödenmiş olmayacak..
Hastalıklar olmaya devam edecek..
Bugüne dair ne varsa, yarın da aynı şekilde devam ediyor olacak herşey..
Güneş yine aynı şekilde doğacak..
Ödenmemiş borçlar, faturalar ödenmeyi bekliyor olacak..
Çünkü hayatın/yaşamın yeniyıl diye bir kavramı yok..
İnsanoğlunun uydurmasından ibaret tarih ve sayılar..

Oysa hayat AN’ dan ibarettir.
Yaşadığın AN ve AN’lar vardır, AN’lar toplamı, bütünü vardır..
Sen önce yaşadığın AN’ın değerini, kıymetini bil..
Dolu dolu yaşa, boşa geçirme..

Zaten sen AN’ları dolu dolu yaşarsan,
Bir bakmışsın ne de dolu ve güzel, kıymetli AN’lar yaşamış ve yaşadığın o AN’ların toplamında dolu dolu günler, aylar, yıllar yaşamış olduğunu göreceksin..

Eğer 2012 senesi boyunca güzel şeyler yaşamak istiyorsan, önce AN’ın kıymetini bileceksin..
Aksi takdirde vaktini boş boş geçirdiğin sürece, değerini, kıymetini bilmediğin sürece, kendine faydan olmadığı sürece, kendine birşeyler katamadığın sürece, önce kendinde birşeyleri değiştirmediğin sürece, sabaha kadar istekler iste, dilekler tut, kırmızılar kıpkırmızılar giy, milyon takla at ne yaparsan yap, 2012 senesinden kusura bakmayın ama bir b*k alamazsınız..

*  *  *

Şaşıyorum..
Kendi kültürümüzde olmayan değerlerin/saçmalıkların bu derece önem görmesine, gösterilmesine, sahip çıkılmasına şaşıyor, şaşırmakla kalmıyor üzülüyorum.. Kendi kültür değerlerimize bu ilgi ve alakanın yarısını bile göstermiyorken, gösteremiyorken; günler öncesinden yılbaşı/noel saçmalıkları üzerine planlar, programlar yapılması beni hayli üzüyor..

Beni rahatsız eden bir nokta daha var;
Yılbaşı ve noel kavramlarını kendi kültürümüze, yargılarımıza ve hatta daha da ileriye gidip kendi dinimize yakıştırmaya, uydurmaya çalışanlar yok mu? Neymiş efendim; noeli hristiyanlar, yılbaşını müslümanlar kutlarmış.. Senin ne haddine bunun vetfasını vermek.. Senin ne haddine bu yakıştırmayı yapmak.. Ne kadar araştırmışsın ki, ne kadar düşünmüş ve sorgulamışsın ki, ne kadar bilgin var ki kalkıp bunları rahatlıkla, küstahlıkla, yüzsüzlükle söyleyebiliyorsun?

Maksat eğlenmekmiş de falan fıstık muhabbetleri..
Eğlen, eğlen tabi kimse buna karışamaz..
1 gün sonra eğlen, daha sonra eğlen o halde, neden illa o gece? Neden takvimlerin değiştiği o gece?

Kusura bakmayın ama;
Yılbaşı gecesine günler, haftalar öncesinden planlar, programlar yapılıyorsa, hindiler alınıyorsa, çam ağaçı süsleniyorsa, saat 00.00’ de hep birlikte çoşuluyor, bağırılıyor, sabahlara kadar eğleniliyorsa kimse kimseyi kandırmasın, kendinizi kandırmayın maksat sadece eğlence diye..

*  *  *

Hem illa yılbaşı kavramından bahsetmemiz gerekecekse, bahsedelim..
Bence her insanın yılbaşı günü farklı zamanlar, farklı anlardadır..
Kimisine göre yılbaşı, hayatının insanını bulduğu gündür..
Kimisine göre yılbaşı, bahar mevsimine girerkendir..
Kimisine göre yılbaşı, sonbaharın hüznüdür, kimisine gore yaz ikindilerinin tadının başladığı günlerdir..
Öyle ya da böyle, eğer yılbaşı kavramı varsa, bu da kişiye göre özeldir..
İnsan hangi gün diyorsa, onun için yılbaşı o gündür kendisi için..

*  *  *

Gariptir insanoğlu..
Her sene yeniyıldan ne çok şey/ler bekler..
Ama her sene geçmiş yıllardan uzaklaşırken;
”Ahh ahh nerede o eski günler? / Nerede o eski bayramlar? / Nerede o çocukluk, gençlik, lise yıllarım? / Nerede nerede nerede o eski yıllar vs. ” cümleleri size çok tanıdık gelmiyor mu?
Eee ne oldu şimdi?
Hani yeni yıl çok güzel geçecekti? Hani ne isteklerin vardı? vs.
Hem yeniyıllardan umut dolu istekler isteyeceksin, eğlenceler yapacaksın geride bıraktığın yıl için, sonra da kalkıp eski yıllara özlem duyacaksın, anacaksın, Keşke’ li cümleler kuracaksın..
Yine kusura bakmayın ama eğlenerek geride bıraktığınız yıllara özlem duyma lüksünüz yok sizin..

*  *  *

Gündemde bir de bu konular üzerine Keşan Müftüsünün söyledikleri var..
Müftüya hak vermiyor değilim ama bir noktada katılmıyorum..
Noel babanın bacadan girmesinin nedeni, habersizce ve gizliden gelmek istemesidir..
Bunun dışında müftü espirili bir dille gerçeklere değinmiştir..

Ve Diyanet İşlerinin müftü hakkında soruşturma başlatmasına da akıl erdiremiyorum..
Ne yapmalıydı müftü peki, ne demeliydi?
Noel baba var, yılbaşı var, çam ağaçlarınızı süsleyin, hindileri eksik etmeyin sofralarınızdan, içkiler şunlar bunlar eksik olmasın mı deseydi?

Ne yani kültürümüzde ve dinimizde OLMAYAN bu saçmalığa sahip mi çıksaydı?

Boşversenize..

*  *   *

Kim ne yaparsa yapsın, ne kutlarsa kutlasın karışamam..
Tek bildiğim yaşanılan AN’ ın kıymetini ve değerini bilmemiz gerektiğidir..

İlle de yılbaşı kavramınız olacaksa, zaten sizin kendi hayatınızın bir yılbaşı günü vardır..
Bir düşünün derim..

Hepinize güzel yaşanmış ve yaşanacak olan AN’ lar diliyorum..

Yüzlerdeki farklı maskeler!

Haydi yüreğim, bu defa da sen yaz..
Dökülsün içindekiler, seni de okuyalım..
Şimdiye kadar ellerim yazdı, bu defa da sen yaz..
Oysa farkediyorum ki;
Ellerim değil zaten yüreğimmiş yazan..

*  *  *

Ne zamandır suratı asık, yüzü pek gülmüyor..
Belli ki mutsuz..
Bir arkadaşı soruyor “Neden mutsuzsun?” diye..
Yanlış kişiye soruyor soruyu ve yanlış kişide cevap arıyor..
O’na sormak yerine onun çevresine baksa belki de cevap/ları bulacak..
Bazen cevap kişide değil, çevresindedir/çevresindekilerdedir halbuki..

Bir süredir mutsuz..
Hal ve hareketlerinden, söylediklerinden, anlattıklarından, paylaştığı sözlerden anlaşılıyor ki mesele gönül meselesi..
Gönül borsasında düşüş yaşıyorum, ciddi puan kaybı var, diyor..
Takma, boşver diyeceğim ama vazgeçip sessiz kalıyorum.
Devam ediyor sözlerine;
Sol tarafım boş.. Bu yüzden dengesiz hareket ediyorum.. Sol tarafa çekme yapıyor bedenim, diyor.. Bu bütün hayatımı da etkiliyor, işlerim yolunda gitmiyor, yalpalıyorum, diyor..
Kendince haklı  deyip susmayı tercih ediyorum..

Çoğu zaman mutsuz/lar..
Biliyorum ki okudukları okulu/üniversiteyi sevmiyor/lar..
Memnun değil/ler..
Hergün isteksiz, iştahsız (tabiri caizse), bitkin, kaybetmiş şekilde geliyor/lar..
Bu noktada bir söz aklıma geliveriyor;
“Bir mekanın şerefi/değeri, o mekanda bulunanın şerefi/değeriyledir..”
Belki de mutsuz olduğumuz, sevmediğimiz mekan/larda bizim için değerli ve şerefli (kaliteli, eşsiz vs artık siz ne derseniz.. ) kişi ya da kişileri mi bulmalıyız acaba? Emin değilim..

*  *  *

Bir bayan arkadaşımla ayaküstü iki laflıyoruz..
Konu benim sosyal paylaşım sitelerindeki paylaştığım sözlere geliyor..
Çok uzun paylaştığın yazılar/iletiler, diyor. Okumaya eriniyorum okumuyorum ama kısa olanları okuyorum, diyor..
Çok uzun dediği, Türkçe’ deki paragraf sorularından daha uzun değiller.
Ve bu arkadaş sınıf öğretmenliği okuyor..
O an içimden bir ‘Ahhh ahhh..’ geçiriveriyorum.. Çünkü yarın öğretmen olacak ve okumaktan aciz olan kendisi, çocuklara nasıl okumayı sevdirecek diye düşünmeden edemiyorum..
Durum vahim…

*  *  *

Bir kelime aklıma düşüyor bazen..
Ihlamur..
Ihlamur derken bile, ıhlamurun o mis kokusunu duyuyor insan..
Uzun zamandır içmediğimi hatırlıyorum..

*  *  *

Kim demiş geçmişe yolculuk imkansız diye..
Eskilerden çok eskilerden bir foto, sizi anında o anın sıcaklığına, canlılığına, şuan/şimdiliğine götürüveriyor..
Kısa bir süre dalıp gidiyorsunuz ya sessiz kalıp;  yolculuktasınız oysa..
Bedeniniz burada, ruhunuz o an’ da..

*  *  *

Fotoğraflar..
Gülerken, gözler ışıldarken, mutluyken, neşeliyken, eğlenceliyken vs. çekilmiş gibi..
Dikkatle bir daha bakın; çoğunda mış/miş/muş gibiler.
Çekilen yüzler değil, yüzlerdeki birbirinden farklı maskeler oysa..
O maskelerin arkasında ne mutsuzluklar, kırgınlıklar, acılar yatıyor kim bilir..

….

Yarışma

yrşm
Zirve Üniversitesi’ nin düzenlemiş olduğu fotoğrafçılık yarışmasında 3′cülük kazandığım fotoğraf..

/Teşekkürler..

Ve bir şiir yazılır şahsıma..

Yalnızlık’la doldurduğu sayfalara;
Her gün bir yenisini eklerken,
Bazen bir çiçek eşlik eder o yazılara,
Bazen de dupduru bir ten…

Yazdığı sayfaları
katlayıp koyar üst üste…
Kesmeye başlar dikkatlice,
elindeki makas ile…

Ve kızlar oluşur kağıttan,
tutuşmuşlar elele…

BİLAL DOŞ

*  *  *

> Çok değerli arkadaşım Bilal Doş’ a, şahsıma yazmış olduğu bu şiir için  sonsuz  TEŞEKKÜRLER!

….

Allah hepimize Rahmet eylesin!

İnsan dünyaya bir defa gelmez..
Bazen birisi çıkar karşına sıfırlanırsın.. Baştan değişir herşey..
Yeniden anlamlar yüklenir herşeye..
Nefesin tazelenir, bakış açın değişir.. Algıların değişir..
Enerji küpü olursun..
Kuş gibi hafif ve özgür hissedersin kendini..
Özetle yeniden doğmuş gibi olursun..
Farkına varırsın hayatın ve hayatın tadının..

Ya da bir defa ölmez..
Bazen birisi çıkar karşına bu defa kök sıfırlanırsın..
Baştan değişmez herşey.. Olan olup bitmiştir..
Anlamlar yeniden anlam kazanmaz, anlamlar yitirir artık anlamlarını..
Nefesin tükenmeye başlar.. Algıların körelir..
Negatif enerji dolarsın.. Esir hissedersin kendini..
Özetle yaşarken ölürsün..
Farkına varırsın ölümün soğuk yüzünün..

Ya da biri/birileri çıkmaz karşına..
Yukarıdakilerin hiçbirisini yaşamazsın iyi ve kötü..
Sadece yaşarsın..
Ama birşeyleri hep eksik yaşarsın..

*  *  *

Bazen birşeylere emek harcarsın, çaba sarfedersin..
Karşılığının iyi birşeyler olmasını beklersin..
Tuhaftır ki kuru bir “Teşekkür”  ile yetinmek zorunda kalırsın..
Daha iyi birşeyleri hakediyorken..

*  *  *

Sevmek yorar mı insanı? Peki sustum, sormamış olayım…

*  *  *

“Sevdiğinize, sevdiğinizi söyleyin..” diyor  Peygamber efendimiz.. (S.A.V)

Fırsatım olsaydı şunu sormak isterdim;

“ Sevdiğimizi söylüyoruz da, karşılıksız kalınca acısını ne yapalım? Nasıl giderelim, nasıl hafifletelim bu ağırlığı yüreğimizden Ey Alemlerin Nuru, Sevgilisi? “

*  *  *

Her defasında sevgi namına çaldığı kapı yüzüne kapatılan, o kapıdan boş dönen insana, sevgiyi/aşkı kim inandırabilir artık?

*  *  *

“Beni seven, sevgisini gösteren, değer veren, beni taşıyabilen, güvenebileceğim  birisini isterim.. Görünüş çok önemli değil.. “gibi sözler sarfeden kızlar var elbet..
Oysa tanımadan, tanımak istemeden, fırsat vermeden görünüşe bakıp;
“HAYIR!” diyenler de var bilirim..
Hiç inandırıcı ve samimi değilsiniz..

*  *  *

İyi ki geçiyor zaman.. Ya acının en derinime işlediği bir anda donsaydın? /Mevlana

*  *  *

Kabuğuna çekilmek ister insan bazen.. Kimsenin kapısını çalmadığı bir inzivaya..

*  *  *

Başkalarını çok fazla sevdiğimizden dolayı ‘Sevilme’ sırası bize gelmiyor bir türlü.. Sev ama Sevilme..  Ne acı..

*  *  *

Arka planda çalan bir müziğe takılıyorum bir an;
“ Bu dünyada sevdiğine sarılan, ahirette sorgu sual yokmuş..”
Düşünmek istiyorum bu sözün üzerine..

*  *  *

Oysa ölülerden daha çok ihtiyacımız var Allah’ ın Rahmetine..
Allah, hepimize Rahmet eylesin!

….
….

Hissettiğiniz tek şey; O!

Yakın bir arkadaşımla bir cafede oturmuş muhabbet ediyoruz..
Bir ara söz dönüp dolaşıp kadın-erkek ilişkilerine geldi..
Devam etti sözüne;
“Ben babam gibi bir insan isterim hayatımda.. Babam gibi sevmeli beni..
Ben babama aşığım..” gibilerinden beylik laflar eden kızlara sormak lazım;
acaba sen de karşındaki erkek için, annen gibi mi davranıyorsun?
Annenin babana davrandığı gibi mi davranıyorsun?

Çok haklıydı..
Kesinlikle haklıydı..
Hatta bana göre çok mükemmel bir tespitti..

Tabi bu durumun aynısı erkekler için de geçerli..

*  *  *

Dışarısı buz gibi soğuk..
Tabiri caizse iliklerine kadar donuyor, zangır zangır titriyorsun..
O an ne yapıp edip ısınmak duygusundan başka birşey geçmiyor aklından..

Kalp, vücuda kan pompalama görevinin dışında, birisini de hissediveriyor..
Aklınıza hemen o birisi geliveriyor ve baş köşeye oturuyor..
Hissettiğiniz tek şey; “O”

Bir şömine önündeki buz kütlesinin yavaş yavaş erimesi gibi, soğuğun etkisinin de vücudunuzdan aynı şekilde azaldığını hissediyorsunuz..

Daha önce de yazmıştım;
Eğer kalbinizde her daim içinizi ısıtacak birisi varsa, soğuklar sorun olmasa gerek..

*  *  *

Tıklım tıklım dolu bir halk otobüsüne binen bir kadının, içinden “Birisi bana yer verir..” şeklinde düşünmesi ve bu beklenti içerisinde olması gibidir belki de hayat..

Bu durumda bir erkeğin kadına yer vermesi, nezaket göstergesidir elbette..
Ama hiçbir zaman bunu yapması ZORUNLU değildir bir erkeğin..

Bu hayatta beklentiler içerisindedir insan çoğu zaman..
Birşeylerin olmasını umuyor ve  beklentisi içerisine giriyoruz..
Oysa tıpkı erkeğin yerinden kalkıp kadına yer verme zorunluluğu olmadığı gibi hayatın da, tüm isteklerini yerine getirmesi beklenemez..

Elbette gebe bir kadına yer verilmemesi içten bile değildir..
Hamile birisine yer veren çok olur..
Eğer siz de iyilik ve iyilik türevlerine gebeyseniz, size yer veren çok kişi olacaktır..
Yani diğer bir deyişle, hayat bu durum karşısında size karşı cevapsız kalmaz..

…..

Ben ne koydumsa, çürüdü gitti!

Günümüzdeki en popüler kelimelerden bir tanesi; Yalnızlık..

Genelde çoğumuz yalnızlıktan şikayet ediyoruz..
Tuhaftır.. Bir o kadar da yalnız kalmak isteyen biz değil miyiz?
İnsan bazen yalnız kalmak ister elbet.. Kendisini dinlemek ve içindeki o sese, o benliğe koşmak ister..
Bu koşuşturmaca, BENliğine bir an önce kavuşmak istemesindendir..

Durun bir dakika..
Yalnız kalmak istemesinin bir nedeni daha olabilir insanın..
Yalnız kalmak istiyor çünkü etrafında/çevresinde kimse yoksa, doğru orantılı olarak çevresindekiler tarafından;
üzülmek, hileye uğramak, kandırılmak, dolandırılmak ve en önemlisi de sevip karşılığını bulamama gibi olumsuzluklar olmayacaktır..

Evet evet..
Belki de sırf bu olumsuzluklar yüzünden yalnız kalmak istiyor olabilir insan..

Hak veriyorum bu düşüncede olanlara..
Hani sosyal paylaşım sitelerinde çokca rastlamışsınızdır bir söz dolanıyor; ” Bazı insanlar, bazen insanlar.. ”
Ne demeli şimdi? Bu şekilde düşünmekte haksız mı?
Kesinlikle hayır..

*  *  *

Haşmet Babaoğlu bir yazısında; ” Dostlar yok artık.. Müttefikler var.. ”

*  *  *

Aşk üzerine yazılmış ve aşkı en iyi şekilde ifade eden bir şiir; Cemal Safi -  Tek Hece AŞK!

Kimsesizim, hısmım da yok hasmım da
Görünmezim, cismim de yok resmim de
Dil üzmezim, tek hece var ismimde
Barınağım gönül denen yer benim
Benim adım AŞK!

(Cemal Safi)

*  *  *

Kış mevsimini seviyorum..
Hele de dışarısı buz gibi soğuk ve şiddetli yağış ve de fırtına varsa, sıcacık olan evimin içerisinde kısa kollularla dolanıp, pencereden dışarıya seyredalmak eylemi beni mest ediyor..

Şu kış günlerinde soğuklar devam ederken, kalbinizde her daim içinizi ısıtacak, sıcak tutacak birisi varsa, soğuklar sorun olmasa gerek.. Yani özetle;  ‘Soğuk’ anlamını yitiriyor..

İtiraf etmeliyim.. Bu soğuklarda yüreğimi sıcak tutabilecek birisi aklıma gelmiyor değil..

*  *  *

”Bazen kulaklığı takıp, hayatla ilişkini kesmişcesine sadece müzik dinleyip sokaklarda dolaşmak iyi gelir..”

Bu iletimi gören bir arkadaş eklemiş; ” Özellikle de hafif yağmur varsa..”

*  *  *

Pazartesi sendromu diye bir olguya kapılıp, Pazar günlerini berbat edenlerden değilim..
Kış mevsimini sevdiğim gibi, Pazar günlerini de seviyorum..
Şehir, sanki 6 gün boyunca hiç durmadan çalışıp çabalamış, 7. gün ise yorgun düşüp uykuya dalmış gibi..

*  *  *

Sözde sosyal ağ olan Facebook..
Elbette iletişim ve organizasyonlar ve de daha birçok şey için bulunmaz bir nimet..
Tabi doğru kullanıldığında..

Oysa hayatımızı Facebook’ a entegre etmiş durumdayız..
Kutlamaları, taziyeleri, haberleri, duyuruları, sitemleri, baş kaldırmaları, meydan okumaları hep Facebook üzerinden yapar olduk..
Uyanın millet gerçek hayat dışarıda!

Ha bir de, bir insanın Facebook paylaşımlarından da ne kadar dolu ya da ne kadar boş bir insan olduğunu anlamak hiç zor değil..
Facebook’ un bu artısını atlamak istemiyorum..

*  *  *

Fark ettim ki, yoğun olmayı seviyorum.. Devamlı bir uğraşım olsun, birşeylerle uğraşayım.. Yoksa boşluk beni bir hayli sıkıyor..

*  *  *

Yüzüme konuşmayıp/konuşamayıp, arkamdan konuşuyorsanız, yüzüme bakmaya da cesaretiniz ve yüzsüzlüğünüz olmasın! Aksi taktirde bu; yavşaklıktır..

*  *  *

Uykusunu alamamış hayallerim var benim hala.. …?

*  *  *

Açız.. Doğruya, dürüstlüğe, yardıma, şefkate, sevgiye, ilgiye, aşka, huzura, mutluluğa, rahata, sakinliğe açız..
En çokta insanlığa açız..

*  *  *

Dışarıdan insan gibi görünebilirsiniz.. Tabi eylemleriniz/davranışlarınızla da bunu desteklemeniz gerekir..
Yoksa sadece görünüşte/le kalırsınız..

İnsan görünümlü hayvanlardan insanlık beklemek pek yersiz bir durum..
Yani demem o ki; bazı hayvanlar 4 ayaklıdır, bazıları da 2..

*  *  *

Güzel bir dua;

” Ya Rabbi! Gönlümdeki boşluğu sevdiğin baki şeylerle doldur.. Ben ne koydumsa, çürüdü gitti! ”

…..

Ben böyle kadının…?

Tarih 18 Haziran..
Koca bir dönemi bitirmiş,valizimi toplamış ve birazdan havaalanına yol alacağım..

Mutluyum.. Keyifliyim.. Sevinçliyim..
Çünkü artık Kıbrıs’ın sıcağından, neminden, iğrenç havasından..
Sıkıntısından.. stresinden kurtuluyorum..
Bir dönemin en mutlu yanlarından birisi de budur..
Eve dönüyor olmak..

Cebimde 10 tl para artıyor..
Evden de para istemedim.. 
Nasılsa eve gidiyorum artık..
Ama valizimin fazla kilo geleceğini pek hesaba katmamışım..
Havaalanına giderken dua ediyorum tabi..
Umarım çok fazla kilom olmaz.. Umarım bir sorunla karşılaşmam diye..
Aksi takdirde cebimdeki 10 tl beni kurtarmıyor..

Havaalanına giderken, otobüsün içinde bir hanım teyze dikkatimi çekti..
Hemen önümde oturuyordu.. Kızıl saçlı teyze..
Konuşması, hal ve hareketleriyle bütün bakışları üzerine toplayan türden..

Ve havaalanındayım..
Birazdan büyük buluşma gerçekleşecek benim için..
Ya devam ya da düşünmek bile istemiyorum..

”Sıradaki lütfen..” sesiyle başladı olay silsilesi..
Ve işte korkulan an;
”8 kilo fazlanız var beyefendi.. 32 tl ödeyeceksiniz..”
Bir an dondum öylece.. Yapacak birşey yok çünkü..
Ya ben öğrenciyim, üzerimde de 10 tl nakit var..
 Lütfen biraz yardımcı olamaz mısınız?
Üzgünüz.. İşlem yapamayız.. Ödemek zorundasınız!
Ya üzerimde o kadar para yok dedim..
O an bir diğer görevli uyuz kız şu şekilde;
”Kredi kartı da geçer.. ” demesin mi..
 Sinirlerim boşaldı..
Bütün negatif elektriğimi kıza bakarak üzerine yolladığımı hatırlıyorum..
Dedim ki; kredi kartım da yok..
Bana valizimi geri verdiler.. 
Buyrun.. İşlem yapamıyoruz.. Alın valizinizi..

Çaresiz şekilde ve de o an içimden söverekten valizimi aldım ve arkamı döndüm..
Arkamı dönmemle, otobüsteki kızıl saçlı hanım teyzeyle göz göze geldim..
Ne oldu? dedi..
Anlattım durumu böyle böyle diye.. 
Beni uçağa almıyorlar..
Sonra da, sizden bir ricam olabilir mi? dedim..
Acaba mümkünse diğer havaalanına ininceye kadar bana borç para verebilir misiniz?
İndiğim zaman, bizimkiler beni karşılayacaklar, onlardan alır size öderim borcumu..
Ne kadar lazım evladım demesin mi?
 20 tl yeterli dedim..
Sağolsun hanım teyze Hızır gibi yardımıma yetişti..

Diğer havaalanına indik..
 Valizleri bekliyoruz..
Ben devamlı hanım teyzeyi uzaktan takip ediyorum kaçırmayayım diye..
Bir baktım valizlerini almış gidiyor..
 Arkasından seslendim duymadı..
İşaret ettim, şu giden teyzeyi durdurur musunuz diye…
Teyze durdu,döndü bana doğru..
 Teyzecim lütfen dışarıda bekleyin.. dedim.
Önemli değil, zaten taksi bakacam dışarda dedi.

Valizimi alır almaz çıktım dışarı..
 Bizimkilerle kısa bir hasret giderdikten sonra, anneme;
İşte şu teyzeme vereceğiz parayı dedim..
Annem yanına gidip;
 Allah sizden razı olsun.. Çok teşekkür ederiz, buyrun dedi ve uzattı parayı..
Ama teyzem almıyor..
 Ben aldım annemin elinden parayı..
Teyzecim çok çok teşekkür ederim.. Lütfen buyrun dedim..
Hayır evladım, önemli değil.. diyor almıyor bir türlü..
O kadar ısrar ettik, bir türlü almadı parayı..
Sen öğrencisin, benden olsun bu defa da. 
Sen bana dua et yeterli benim için dedi..
Duygulandım o ara tabi.. Duygulanmamak elde değil..

Ne insanlar varmış hala..
Bana; seni tanımıyorum üzgünüm.. deyip vermeyebilirdi de borç para..
Ama bırakın borç para vermeyi, parayı tekrar almadı bile..

İşte ben böyle kadının;
Elinden de öperim.. Yüzünden de öperim.. Gözlerinde de öperim..
Severim de.. Sayarım da..
Ve Anarım da..

Hayat, böyle insanların, gereken zamanda gereken yerde olmalarıyla devam ediyor!

…..

( Bu yazı daha önceden yayınlanmıştır! )

Bugünlerde?

► Karmaşık düşünceler.. :/

► Twitter için; http://twitter.com/cagrikonyali

► ..

Arşivler
Takipçi Dostlar
Facebook’tayız!
Ivır Zıvır

web siteleri