Hz. İbrahim Peygamber’e Şahit Olmuş

sütun

Urfa Kalesi’ ndeki sütunlardan birisine yaklaşıyorum iyice.
Görüldüğü gibi yüzeyinde aşınmalar var az da olsa.
Fısıldıyor;
‘ Yılların verdiği yorgunluk. Benim gördüklerimi sen görseydin bir de.. Öyle bir acıya, vahşete şahit oldum ki.. Hz. İbrahim peygamber…… ?’ ama devamını getiremiyor, gelmiyor. Utanıyor Nemrut’un Hz.İbrahim’e yaptıklarına ortak olmaktan, kullanılmaktan.
Şahit olmuş ateşin yakmadığını Hz.İbrahim peygambere..

|Şanlıurfa – 10.03.2012

..

Eski Bir Pencere

pencere

Şanlıurfa’ nın dar sokaklarında gezinirken, yine eski bir pencere göz kırpıyor bana.
Düz geçmektense, doğru açıyı yakalayıp, o selamına karşılık vermek istiyorum.
Sanırım doğru açıyı da yakalamış bulunuyorum kendimce..
Bu açıdan bakmak, bu açıdan bakıp karelemek istiyorum.
Ve kareliyorum..

|Şanlıurfa – 10.03.2012

..

Bin Yüz Bir İnsan

bin yüz

Arka Kapak

Birkaç kitabın arkasını çevirip bakıyorsun ve yine kendini arıyorsun. Yaşamında yapmak isteyip de yapmadığın ya da yapamadığın ne kadar çok şey var. Oysa istemediğin birçok şeyi yaşadın ve yaşamaya devam ediyorsun. Peki ya sen kimsin? Gerçekten ne istiyorsun?

Seni tanıyorum. Kırgınlıklarını, hayal kırıklıklarını, hayellerini, yaşadıklarını ve yaşayacaklarını biliyorum. Çünkü, elinde tuttuğun bu kitabı sen yazdın.

Her gün onlarca role girerken, kendi kuklalarımızı yaratıyoruz. Kendimizden yarattığımız, günlük hayatta oynattığımız onlarca kukla. Her rolün bir kuklası var.
Bir insanın, bin farklı yansıması…

Bir bedende kaç kişisin?

Bu kez benim yaşadıklarımda seni anlattım.

Seni, bugüne kadar yaşamadığın bir yolculuğa davet ediyorum.
Bittiğinde dünya bambaşka olacak.
Bu sefer kendin için bir şey yap. Hiç değilse bir kez bu kadar düşünme…

Eğer istersen benimle gel.

*  *  *

Bu kitap hakkında çok bir şey söylemek istiyorum. Söyleyebileceğim tek şey; KESİNLİKLE okuyun!

..

Bir Yazı Yazılır Şahsıma…

cgrknyl3 ..çok da yorulmuştum bugün aslında. Bir an önce eve gidip,şöyle ayaklarımı uzatıp saatlerce dinlenmek istiyordum. Saat 5’e gelir gelmez herşeyimi toparlayıp, çıktım iş yerimden. Ama esas yorucu ve sıkıntılı saatler o an başlamıştı. Tüm gün berrak olan hava,sanki benim işten çıkmamı beklermişçesine, birden kapanıvermişti ve hoyrat gök görültüleri şehrin sokaklarını inletmeye başladı.

Otobüs durağında bekleyen nice insan gibi bende beklemeye koyuldum,hafiften çisildemeye başlayan yağmurun altında. O kadar kalabalıktı ki durak, kendimi durağın içine atamıyor ve mütemadiyen ıslanıyordum… Birden sert bir gürültü daha duyuldu ve yağmur alabildiğine hızlanmaya başladı. ’‘Sığınacak bir yer bulayım’’ diye atıp tutarken kafamda, birden yağmurun kesildiğini hissettim. Bir dakika? E yağmur hala yağıyor ama? Bir anlık bu afallamamın ardından başımı yukarı kaldırdım. Ben ve benimle birlikte durak kenarında bekleyen birkaç kişilik grubun üzerinde, dükkanların güneşten ve yağmurdan korunmak için açılıp-kapanabilen sürgülü şemsiyesinin açılmaya başladığını gördüm. Arkamı döndüm, bunu kimin yaptığına baktım. Sımsıcak gülümsemesi ile başını sallamakta olan ve nazik görünümlü bir adamın bana baktığını ve aynı anda şemsiyenin daha da açılması için sürgüsünü kıvrak el hareketleriyle döndürdüğünü gördüm. Artık yağmur altında değildim. Üstümü başımı düzelltikten sonra, teşekkür etmek mahiyetinde tebessüm ederek başımı salladım, dükkan sahibi adama. O da bana benzer şekilde icabet etti bu davranışıma. Önüme döndüm ve otobüs beklemeye devam ettim, aynı zamanda aklımdan ‘‘çok mu kaba oldu, içeri girip bir teşekkür mü etmeliydim’’ diye de geçirdim. Bunu yapmaya karar verdim, arkamı tekrar döndüm ama adam görünürdü yoktu. Birkaç dakika sonra ansızın dükkanın kapı gıcırdamasını duydum, arkamı döndüm ve adamı gördüm. Elinde koca bir tepsi, tepsinin içindeyse birkaç tane bardak vardı. Bardakların üzerinden buhar saçılıyordu dört bir yana… Adam birkaç adım yaklaşınca, bardağın içindekilerin kahve olduğunu anladım. Bu soğuk ve yağmurlu kış gününde, sıcacık kahve; çölde susuz kalan birine su ikram etmek kadar ‘kadim’ bir davranıştı… Mahçup hareketlerle kahveye uzandım ve yudumlamaya başladık etrafımdakilerle.

15-20 dakika dolaylarında sıcacık bir sohbete tutulduk. Kahvelerin bittiğini gören adam, seri hareketlerle bardakları toplayıp içeri götürürken acı bir korna sesi duydum. Gelen ’58-e’ idi, yani bineceğim otobüs. O an adama son bir teşekkür etmek ve biraz daha sohbet etmek, yani bu otobüse binmeyip, bir sonrakini beklemek ile bu otobüse binip buradan ayrılmak arasında gidip-geldim, sonunda binmeye karar verdim. Otobüse bindim, kalabalıktı ve ayaktaydım. Muavinin serzenişiyle orta sıraya doğru yürüdüm. Dükkan görünüyordu, buğulu otobüs camının arkasından. Adam dışarı çıktı, bir süre bize bakındı. El salladım, gördü. Selamlaştık ve otobüs duraktan ayrıldı…

Bu kısacık öykü aslında hayatımın bir yansıması gibidir. Beni yağmurdan korumak için şemsiyeyi açan o adam; ’Çağrı Konyalı’ denilen, görünürde bildiğimiz bir insan görünümünde olan ama eşine ender rastlanır bir dost olan kişiliktir. Bazen sıcak bir kahve, bazen buz gibi bir limonata.‘ kahve bahane,s ohbet şahane’ der ya hani bir sözde, onunla sohbet etmeme vesile olacak şey eğer bir fincan kahve ise, varsın yemen yolları uzak olsun. Ben yine de o kahveyi alır, gelir, sohbete devam ederim… ’Paylaşmak’ kelimesinden herkes ne anlıyorsa anlasın, anladığınızı onda bulabilirsiniz. En sevdiğim şeyi de, seninle sen olabilir. Nasıl mı? Diyelim feci halde melankoliksiniz ve dokunsalar ağlayacak haldesiniz. Bir Çağrı Konyalı, bu durumda sizi karşısına alır, konuşur, paylaşır… O an onun içinde güzelim bahar rüzgarları esiyorsa bile, sizin içinizdeki hoyrat karayelleri, tayfunları dindirmeyi bilir. Ne der bir Sibirya atasözünde; ’‘kar gibi yağmak da güzeldir, eğer ki; bir çiçeğin bedenine girmenize neden olmak için sizi eritecek bir güneşiniz var ise…’’

/ Bilal Doş

…..

Leyla Olabilmek

leyla olmak

Leyla olmak!
Leyla olmak zordur. Öyle her kadın’ın haddine değildir, olamaz.
Peki ya Leyla olanlar? Olabilenler?
İşte o Leyla olanlar/olabilenler ne de mutlu kişilerdir. Mutlu olmak zorundalar/olmalıdırlar da.
Çünkü, öyle bir olaya sebep oldu ki Leyla, ne değer biçilir ne de ölçülebilir.
Bir kulu (Mecnun) Allah’a yöneltmek, Allah’a aşık etmek, Allah’tan başkasını göremeyecek duruma getirmek ve Allah’ı aramak uğruna çöllere düşürmek Leyla’nın işi olmuştur.(Leyla sebeptir)
Allah ile kul arasında bir köprü olmuştur, zincir olmuştur.
Şimdi buna kim bedel biçebilir, değer biçebilir, ölçebilir?
Leyla olmak, hoştur!

*  *  *

Her insanın bu hayatta bir sabiti olmalı bence. O sabiti ile yönünü bulmalı, kendi yolunu çizebilmeli.
Sabit kimdir?
Erkek için sabit; Leyla’dır.
Kadın için sabit; Mecnun’dur.

*  *  *

Nasıl seviyorum/dum seni?

Sıcak bir yaz gününde oruç tutmuş bir insanın, iftar sofrasında ezanı bekleyip, suya kavuştuğu gibi seviyorum/dum seni.

Gözleri hiç görmeyen birisinin renkleri ilk defa gördüğündeki şaşkınlık/heyecan/ürperti ve biraz da korku gibi seviyorum/dum seni.

Radyo frekanslarını karıştırırken, çok sevdiğim bir şarkıya rastlar gibi seviyorum/dum seni..

*  *   *

Her insan ayrı bir kainat. Hangi kainatta yaşayacağımıza iyi karar vermemiz lazım. Emin ve net bir biçimde.

*  *  *

O’nu (Leyla’yı) karşıma çıkardıysan eğer Allah’ım, muhakkak O’nun kalbine giden yol haritasını da bir yere  koymuşsundur. Belki de sana giden yolun ilk başlangıcı, o haritadadır. Leyla’dan başlıyordur belki sana gelen yollar. Lütfen biraz ip ucu…?

*  *  *

Her kızın yüzünde SENin (Leyla’nın) yüzünü görmek, SENden başka kızlara kör olduğumun bir göstergesi değil midir?

Gerçek bir sevgi, erkeğin (Mecnun’un) gözlerini kör eder diğer kızlara karşı. Tek gördüğü  O’dur. (Leyla’dır)

*  *  *

“Seni Seviyorum!”  demek yüksek ücrete tabi olsun. Belki o zaman kıymeti ve değeri bilinir.

..

Yeni TL Simgesi

tl yeni simge
Türk lirasının artık yeni bir simgesi var.
Tülay Lale bu logoyu tasarlarken, altın oran kurallarına uygun şekilde tasarlamış.
Peki bu simge/logo ne anlama geliyor?
Simgenin çıpa biçiminde olması TL’ nin güvenli liman haline gelmesini,
Yukarıya doğru yönelen çizgilerin de paranın yükselen bir değer olduğunu gösteriyor.

..

Soyuttan Somuta Notlar – 2

soyuttan somuta

► İnsan, bu dünyaya bir parçası eksik halde gelir. Hayatı boyunca kendisi için doğru parçayı ya bulur ya da yanlış parçayı ite kalka, zorla yerine oturtmaya çalışır.

► Sitem etmenin de bir manası yok artık. Herkes kendisine yakışanı yapıyor ne de olsa.

► ‘Sim Kilitli’ gibi kalbim. SEN’ den başkası çalıştırmıyor.

► ‘Bütün kadınlar çiçektir.’ deniliyor. Doğru! Ama her çiçeğin de balı olmadığını bilmek lazım.

► Davranışlarınız, davranışlarıma yön veriyor. Tıpkı cümlelerinizin, cümlelerime yön vermesi gibi.

► Olacağına varsa her şey. Evet, şimdi!

► Ya çok erken geliyoruz bir şeylere ya da çok geç kalıyoruz. Tam vakti olmalı, olmalı evet.

► ‘Yalanmış tüm gerçekler.’ deseler birgün. Ve SEN yalanken, gerçeğim olsan!

‘O An’ /Nesillerarası İletişim

O an

Amerika Minnesota’daki Eagan kenti huzurevinin sakinlerinden Helen Donahue’nun 100′üncü yaşgünü. Bayan Donahue’ye sarılan torunu ya da torunun torunu değil. 5 yaşındaki Maureen 100 yaşındaki Helen’in arkadaşı. Kız çocuğu, nesillerarası iletişim programına katılımcılarından biri olarak haftanın belirli günlerinde huzurevini ziyaret ederken o anda bütün içtenliğiyle karşımıza çıkan dostluk oluşmuş. Çocuk sevgiden mest, içtenliğini pürüzsüz yüzüne yayıyor. O an aldığı sevgi, kadının yüzündeki çizgileri utandırıp sindiriyor.

/ O An

..

Karadelik ve O’nun Aşkı Güneş!

güneş & karadelik

Güneş ve Karadelik..

Karadelik, Güneş’ e  aşık olmuş bir gün.
Oysa biliyoruz ki bu; İmkansız Aşk!
Çünkü gel gelelim, Karadelik, yapısı gereği her şeyi YUTAR!
Sevdiklerimizi korumak için belki de en iyisi onlardan uzak durmak gerekir bazen..

Peki siz ne düşünüyorsunuz bu resim için?

/kaynak!

Soyuttan Somuta Notlar

soyuttan somuta

► Pazar günlerini seviyorum. Çoğu zaman huzuru hissediyorum. Şehir sesini kesmiş, kapamış çenesini. 6 gün boyunca yorulmuş, 7. gün ise uykuya dalmış gibi.

► Kalp, Allah’ ın misafir edildiği bir mekandır. Kalp kırmak yerine  o mekanın kıymetini bilmeli, o mekana gerekenden daha fazla özen göstermeli ve ilgilenmeliyiz.

► İnsan kendi değerini kendisi yaparmış. Nedense insanlık borsasında insanlar hep değer kaybediyor.

► Hayat sahnesinin dekorları; acı, hüzün, keder.. Arada bir ‘Mutluluk’, sahnenin tozunu almaya çıkıp iniyor. Hepsi bu.

► Zamanın kıymetini bilmeyen bizler, nedense her şeyi zamana yüklüyor, zamana bıraıyoruz; zaman her şeyi çözer. Adil mi bu şimdi?

► Hayat bu, eskitiyor insanı. Hiç birimiz temiz değil, mükemmel değil, masum değil. 2.el gibiyiz, sıfır kalamıyoruz.

….

Arşivler
Son Yorumlar
Sosyal Medya

Takipçi Dostlar



Haberler